Semih Sergen | Yiğit,Gözüpek, Cömert,Gerçek Bir İnsan Haluk Nurbaki
www.nurbaki.com adresinden alıntıdır.Sanki yıllardır arayıp da bulamadığı bir dostunu bulmuş gibi sımsıcak ve içten bir sesle karşılandım. Ertesi gün yüz yüze yüz yüze konuşmaya karar verip telefonu kapadım. İşte hayatımın belki de en önemli yıllarını yaşacağım o sımsıcak sesin, o ışıl ışıl inanç, içtenlik ve hoşgörü saçan gözlerin sahibi sevgili haluk Nurbaki ağabeyimle dostluğumuz böyle başladı.
Artık neredeyse her gün ya Numune Hastanesindeki başkanlık ettiği bölümde, ya Cebeci’deki muayenehanesinde, ya onun evinde ya da bizim evde bir arada oluyorduk.
Seyahatlerde de bir aradaydık. Veysel Karâni hazretleri için Tillo’ya mı gidilecek, Konya’da Hazreti Mevlana törenlerine mi katılınacak, Karadeniz Ereğli’sinde iftar sofrası sohbet mi var, İstanbul’da seminer mi yapılacak birlikte çıkıyorduk yola.
Sonunda TRT deki programlarımızı da birleştirip mikrofon ve kamera karşısında da birlikte çıkmaya başladık.
Bizim sohbetimiz bitip tükenmiyordu. O bir canlı kütüphane gibi her konuda, hem de her kesimden insanın rahatça anlayabileceği biçimde anlatıyor, anlatıyordu.
Atom’dan kara deliklere, kanser araştırmalarından kalp damar beyin hastalıklarına, zeytin yağının yararlarından, elmadaki riboz şekerine kadar her bilimsel konuyu açıklıyor son gelişmelerle pekiştiriyordu.
Tasavvuf sohbetleri tadına doyulmaz bir keyif ve ilgiyle izleniyordu. Kuran’ın sırlarını, Fahr-i Kainat Efendimizin gerçekleştirdiği sevgi ve muhabbet mucizesini, Mevlana, Hacı Bekteş-ı Veli, Şems, Hacı Bayram-ı Veli, Yunus Emre, Emir Sultan, Somuncu Baba, Akşemseddin ve bütün Anadolu Erenlerini, erenlerin tanrı ve insan sevgisini, hoşgörü ve dostluk mesajlarını öyle sıcak öyle içten anlatıyordu ki…
Yüce Tanrı’nın kudret ve merhametini, affının gazabından üstün olduğunu, yarattığı her şeye karşı nasıl sonsuz bir sevgi ve bağışla dolu olduğunu söyleyip umutsuzlara umut, acılılara sabır, inançsızlara inanç aşılıyordu.
Şiir ve musikimizi, hat ve minyatürlerimizi, bestekâr, şair ve mimarlarımızı hâsılı bizim olan, bizden olan her şeyi kendine has bir coşku ve sevinçle tadına doyum olmaz bir biçimde anlatır, ince esprileri, çağdaş yorumuyla dinleyenlerini kendine hayran bırakırdı…
Kahkahayla gözyaşı, eleştiriyle gönderme, sövme hiç eksik olmazdı sohbetlerinden. Sövmeyi öyle cana can katan, öyle okşayıcı, öyle iltifat edermiş gibi kullanırdı ki, ne zaman sövecek diye ağzının içine bakardık…
Güzel sese, güzel söze, güzel olan her şeye vurgundu adeta…
Yiğit, gözü pek, cömert, dost, samimi, güvenilir, medeni bir insandı.
Bunca yıl yanında yaşadım. Ne tutucu bir tavrına, ne bağnaz bir sözüne, ne de katı bir yorumuna rastladım.

<< Home