Haluk Nurbaki | Efendimiz Hâlen Kur'an Okuyor …
www.belagerdan.com adresinden alınmıştır...
Bu zamanın içerisindeki tasarruftan dolayı Asr-ı Saadet daim vardır. Asr-ı Saadet çizgisi zaman tasarrufunda silinip gitmez, her zaman vardır. Onun yansıması çeşitli zaman dilimleri içerisinde tuhaf fotokopileri varmış gibi gelir bize. Fahr-i Kâinat Efendimiz, Kur'an'ın ilk beş âyetini Mekke'de okuduğu andan itibaren devam ediyor. Hâlen okunuyor ve hâlâ onu dinleyen Allah'ın mutlu kulları var. Hz. Geylânî bir vaazı sırasında heyecana gelmiş, zamanın önü arkası yok, ben şimdi zamanın içindeyim, beraber yaşıyorum Asr-ı Saadeti demiştir. Hz. Geylânî, gerçekte bir Mîraç olayını yaşamıştır, Efendimizle birlikte. Yaşanmış, bitmiş yeniden gelmiş değildir. Bunlar bizim kul kafalarımızın getirdiği, götürdüğü hâdiselerdir.
Zamana böyle bir tasarruf nasıl verilir, ne verilir? İlm-i Cefir gibi bilinmezler ilmi nasıl anlatılır? İşte Hz. Geylânî'nin, özellikle, tarzındaki çok müthiş metod farkı buradadır. Bir damla ilim, beş ton heyecan dinamiti, ancak bu şekilde intikâl edilebilir. Ondan dolayı bizzat Hz. Geylânî'nin sohbetlerini dinleyenler, bizzat vaazlarında bulunanlar çok sıcak anlamışlardır. Aynı cümleyi buradaki insana anlatırsanız anlayamaz. Çünkü o bombayı yaşayamaz. Zaten kendisinden sonra Kâdîrilik tarikatının kurulup genişlemesinin sebebi de, o sözlerinin anlaşılması içindir.
Binaenaleyh, Hz. Geylânî'nin verdiği heyecanı anlatmak, olayları anlatmak açısından çok değişik bir tarzdır ve bu tarzını verirken de heyecan olmadan bunu anlayamazsınız diyor. Onun için, Hz. Geylânî devrinde, işte bunun kavgasını yapıyor. İlim bir noktadır, buna heyecan barutunu dökmezseniz patlayıp sizin gönlünüze yapışmaz, diyor.
- Hocam, Efendimiz (s.a.v.) "Rahmeten Lil Âlemin"sırrı taşıyor. Sultanımızda Efendimizin (s.a.v.) bir temsilcisi... Bu zamana tasarrufu, "Rahmeten Lil Âlemin" sırrının bir yansıması olarak anlamak mümkün mü?
Tabiî... San'atı, yani Resulullah’ın san'atını yansıtıyordu. Şimdi hiç kimse Hz. Geylânî'ye kalkıpta, bir saniyede bu hâdiseler nasıl olur diyebilir mi? Ya Hz. Geylânî, Mîracı yaşadığı gibi anlatırsa... Üç saniye içerisinde bütün evrenler gezilir, evrenlerden emanet getirilir de, bu gerçeği anlatırsa nasıl cevap verirsiniz Hz. Geylânî'ye. Kusura bakma anlayamadık mı dersiniz. Vereceğiniz cevap bundan ibârettir. Onun için Efendimizin sırrını anlamak böyle zordur işte. Yani bir İslâm büyüğünü, haşa bizim böyle bir analiz yapar gibi anlatmamız filân çok gülünç bir şey. Çünkü onlar o kadar büyük zâtlar ki... Şöyle tasavvur edelim: Bir insan kalktı bir uçağa bindi ve koskoca bir galaksiye gitti. Elinde şu kadar, bir tık, tık âleti var. Radyasyon ölçen bir kazma, oradan bir taş alacak ve bakacak. Bu mümkün mü? Anlayabilir mi? Şimdi bütün çabalarımız bundan ibârettir.
İşte onların dev hikmetleri. Fahr-i Kâinat Efendimizin (s.a.v.) "Rahmeten lil âlemin" sırrı içerisinde mevcuddur. Bizim bu sohbetleri, bu radyodan yapmamızın sebebini anlayın! Rasulullah nedir? Çünkü Hz. Geylânî olsun, Hz. Mevlâna olsun Rasulullah'ı anlatmak için vardırlar. Biz onları ayrı ayrı pencerelerden sırlarını anlarsak, o zaman Rasulullah'ın yüceliğinin, azametinin, biraz daha yakınına düşmek mümkündür. İşte Hz. Geylânî'nin, biraz önce misalini verdiğimiz, zaman içerisindeki zaman tasarrufunu anlarsanız, Mîracı anlarsınız. Böyle bir ilme sahiptir. Bu ilmin sebebi de Hz. Hasan'dan gelen çok özel bir ceryandır. Yoksa bu ilmi bulup çıkarmak mümkün değil. Biliyorsunuz cebir ilmini Caferi Sadık Hazretleri çıkartmıştır. Ceryan meselesidir bu... Mânevî ceryan meselesidir. Hakiki ilim onlardır, ceryan mutlaka onlardan gelecektir.
ONK. DR . HALUK NURBAKİ | VELİLER DERYASINDAN KATRELER Sayfa: 269 Damla Yayınevi

<< Home