Haluk Nurbaki

İyi ki varsın! Sen ki bizlere, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız, Fahri Kâinat Efendimiz’in sırrı ile O’nun(sav) kokusunu getirdin. Sen ki Efendimiz’in(sav) bizlere uzanan eli, şevkati sevgisisin. Sen ki bizlere Efendimiz’in sırrıyla, Allah’a kulluğu öğreten gönül rehberimizsin. Sen öyle güzelsin ki, Sen’i sevdik!

23 Mayıs 2006

Sanatsal Dokunuş…

Bu Makale "schens.com" da yayınlanmıştır


Son yıllar süresince televizyon gibi görsel ve basılı yayın organları birçok kavramı bir birine karıştırmış bulunmaktadır. Televizyon seyircisi dahi olmanın imkânsızlaştığı günümüz maddeci dünyasında, sanatçı vasfındaki gereksiz bir yığın isim sürekli karşımıza çıkarılmakta ve bunlar öylesine ambalajlanıp önümüze sunulmakta ki, insan hakikaten bazı kavramları karıştırabilmekte. Üstelik bir takım kavramlar hakkında yüzeysel olarak bile bilgi sahibi olmadığımızı da düşünürsek, daha da vahim sonuçlara varılacaktır.

İşte sanat penceresinden bakacak olur isek, televizyon, adeta bir kepazelik aracı olup çıkmıştır.

Türk dil kurumunun web sitesinden sağlamış olduğu bilgiye göre sanat, ilk anlamında; “Bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık” 1 olarak ifade edilmektedir… Fakat yazımın, daha çok sanat kavramının ikinci anlamına muhatap olarak devam edeceği kanısındayım; “Belli bir uygarlığın veya topluluğun anlayış ve zevk ölçülerine uygun olarak yaratılmış anlatım.”

Açıkça görünen şu ki, sanat, bir anlatım, dışa vuruş yöntemi… Sanat, bu dışa vuruş ölçülerinde güzellik, duygu, tasarı unsurlarına muhtaç. Tabii bu unsurlar toplumsal değerler ile alakalı. Ancak, Türkiye cumhuriyeti içerisinde, televizyon aracılığıyla sanat katliamı yapılmaktadır!

Bazı ateist yalancıların iki avucu arasına aldığı birtakım televizyon, radyo, gazete yayın organları, bu sonuçları doğurmaya sebep olmuştur. Ancak benim üzüldüğüm konu, sanat icra eden önemli şahsiyetlerin dışa itilmesidir. Nice ses sanatçısı ve manevî değerler ile donanmış birçok isimden toplumun haberi dahi yok. Nitekim boya küpüne batırılmış tuvallere sanatsal çalışma ismini yapıştıranlar, konken partilerinde hava atma yarışında olduğu sürece, bu durum da değişmeyecektir. Bu zevksizlik, mümin olmamakla alakalı olsa gerek.

Bir toplumun anlayış düzeyi arz-talep ilişkisini etkiler. Fakat bu ilişki öylesine karmaşıklaştı ki, talebi, arz eden belirler oldu. Bu noktada, toplumun elit kesimi (?) olarak sınıflandırılan kitle, bu toplumun sanatsal zevkini lime lime doğramıştır. Bir takım aydın (?) paçavraları da bu hizmete destek vererek sonuçların hazin noktalara taşınmasına olanak sağlamıştır. Ancak batı medeniyeti adı altında, bu millete empoze edilmeye uğraşılan materyalist anlayış ve yaşam standartları ne yazık ki on beden küçük gelmektedir. Çünkü İslam sanatı muazzam güzelliklerini, mimari yapıları ve edebi unsurları, el işlemeleri, yemek kültürü gibi çok geniş olan yelpazesinde açıkça ortaya sermektedir. Böyle bir ince sanat ve anlayışın, materyalist zihniyetler tarafından anlaşılması pek normal olamazdı zaten. İç âlemlerinin sevgisizliği ile beton tutmuş yürekleri, sanatsal dokunuşun inceliğinden bir haber olmuştur.

Ne yazık ki toplumumuz içerisinde materyalist kesimlerin bir takım noktalardaki nüfusu, böyle ince İslam edebine sahip toplumumuzu negatif yönde etkilemeye çalışmaktadır. Fakat Allah, öyle enteresan senaryolara vakıf ki, bu uğraşlar bir türlü arzu edilen noktalara vardırılamıyor.

Bizler edep hayâ çizgilerimizi, insanlık vasıfları altında en güzel pencereden örnekleriz... Hz. Muhammed’den (s.a.v)… O’ki insan olabilmenin tüm koşullarını en ince ayrıntısına kadar bizlere açıklamıştır. Güzelliğin vasfı, beşiği O’dur… O’nu (s.a.v) idrak edemeyen ve de çekemeyen zihniyetlerin, yaşamak adına sergileyecekleri tavırlar, bugün televizyon teknolojisi ile ortada.

Televizyon çok değerli bir buluş olmakla beraber, insanlığını yitirmiş kesimlerce kullanılamamakta! Önüne gelene sanatçı denilen bir toplumda, sanatın tarifine uzaktan dahi yaklaşılamıyor. Öyle ki, televizyon izlemek bir eziyet unsuruna dönüşmüş hatta toplumun önünde ahlak katliamı yapılıyor. Televizyon veya her hangi bir yayın organın kalite çizgisine ulaşmasının tek yolu ise güzelliği idrak edebilmekten geçer. Güzellik ise sadece Fahr-i Kâinat diyecek gönülde yer bulur.

Şimdi sana sesleniyorum sanattan anlamaz materyalist! Elini eteğini bu milletin ahlak anlayışından ve bu yöntem ile ulaşmaya çalıştığın imanından çek! Bizim edebimiz, hayâmız Ahlâk-ı Muhammed-i’den gelir. Kendine gel! Allah’ın sabrı gerçeğe, mazluma, güzele zulüm edilene kadardır. Yoksa bu sırra ihanet edenlere bil ki, Allah’ın Kahhar ve Müntakîm sıfatları var!


huseyn-i suffa